10 Eki 2011

Kongre İçin Siyasi Savaş - Hürriyet

STKB temsilcileri, Beşiktaş başkan adayı Kalkavan'ın halkın dini duygularıyla oynadığını ileri sürerken, Beşiktaş Kongre üyesi ve MHP İl Başkanı Mehmet Gül, Seba'nın ideolojik ve marjinal gruplarla beraber olduğunu iddia etti.

Beşiktaş Kulübü'nün 29 Mart'ta yapılacak Olağan Genel Kurulu öncesinde siyasi savaş yaşanıyor. Sivil Toplum Kuruluşları Birliği (STKB), Beşiktaş Kulübü'nün, ‘tarikat ve çete’ işbirliğinin hedefi haline geldiğini öne sürdü. Beşiktaş Başkanı Süleyman Seba'yı dün ziyaret eden STKB temsilcileri başkan adayı İhsan Kalkavan'ın, Fethullah Gülen'in sağ kolu olduğunu, kendisinde ilahi bir gücün varolduğu mesajıyla, Beşiktaş taraftarlarının ve halkın dini duygularıyla oynadığını söylediler.

Haşmet Atahan, STKB adına yaptığı açıklamada, tarikatların sporda da egemen olmaya çalıştığını belirterek, şöyle dedi: ‘‘Türkiye'de en büyük ve en etkili olan durumda bulunan bir tarikat, bir kumarhane kralının mutemediyle, Susurluk olayları adıyla kamuoyunda bilinen çetelerle bağlantılı olarak Beşiktaş kongresini etkilemek istiyor. Fethullah Gülen isimli bir tarikat liderinin sağkolu olan Asya Finans isimli islami sermaye şirketinin başında bulunan İhsan Kalkavan, spora dini sokuyor.’’

Atahan, adaylardan hiçbirini desteklemeyi amaçlamadıklarını belirterek, ‘‘Yapılacak seçim bir BJK Başkanlığı seçimi değildir. Seçim ülkemizde çağdaş, demokratik ve laik bir cumhuriyetten yana olma, ya da tarikatlara, takunyaculara, çetelere fırsat ve olanak tanınmasından yana olma seçimidir’’ dedi.

Beşiktaş Kulübü Kongre üyesi ve Milliyetçi Hareket Partisi İstanbul İl Başkanı Mehmet Gül ise STKB'nin girişimini ve Seba'nın tavrını eleştirdi. Gül, yayınladığı basın bildirisinde şu ifadeleri kullandı: ‘‘Türkiye'yi parçalamak isteyen güçler, Beşiktaş'ın şahsında spora da el atmaya çalışıyor. Ne yazık ki Sayın Seba, bu ideolojik ve marjinal gruplarla beraber olmakta bir sakınca görmüyor. MHP İl Başkanı olmaktan çok, 14 yıllık Beşiktaş Kongre üyesi, Genç Beşiktaşlılar Derneği'nin üç yıl başkanlığını yaptım, kendini bildiğinden beri Beşiktaşlı olan bir TC vatandaşıyım. Seba'nın listesinde ismim çıktığı için, artık orada bölücü-yıkıcılarla birarada olmamın mümkün olmadığını belirtiyorum."

hürriyet
http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/printnews.aspx?DocID=-11386

23 Mar 2011

Eşe Anayasa Uyarısı - NtvMsNbc

TÜSİAD’ın yeni Anayasa hazırlıklarına ilişkin temel ilke ve hedeflerinin açıklandığı insan hakları ve birey odaklı çalışmasına Boyner Holding Yönetim Kurulu Başkanı Cem Boyner'in çıkışı damga vurdu.

Boyner çalışmanın “Bu özgürlükler, Türkiye’ye uymaz, Türkiye’yi böler” reaksiyonu ile karşılaşacağını belirterek, “Eğer insan hakları, insan onuru Türkiye’nin bölünmesinden, devletten daha önemlidir diyebiliyorsanız doğru yoldayız. Bunu yapamazsanız sayın Başkan bunu kısa yoldan kesin, bu işin altından kalkamazsınız” dedi.

Cem Boyner’in bu sözleri salondaki TÜSİAD üyelerinin önemli bir bölümü tarafından alkışlandı.
İsak Alaton ise yerinden kalkarak Boyner'i kutladı.

TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi Başkanı Erkut yücaoğlu, Cem Boyner’in bu sözleri üzerine, eşi TÜSİAD Başkanı Ümit Boyner’e de esprili bir atıf yaparak karşılık verdi. Yücaoğlu, “Sayın Boyner’e tartışmaya renk kattığı için teşekkür ediyorum. Sayın Başkana da (Ümit Boyner) sabır diliyorum.” dedi.


Güncelleme: 11:25 TSİ 23 Mart. 2011 Çarşamba
http://www.ntvmsnbc.com/id/25195356/

6 Mar 2011

Statta tepiniyorlar Dolmabahçe kayıyor - HaberTürk

Beyoğlu Sohbetleri”ne konuşmacı olarak katılan Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, İstanbul’un tarihi değerleri ile ilgili çok konuşulacak açıklamalar yaptı.

Günay, “Geçmiş dönemlerde İstanbul'un tarihine karşı büyük yanlışlar değil, bence büyük suçlar işlendi. Bunu düzeltmek kolay değil. 100 yılın yarattığı tahribatı 10 yılda gidermek zor. Belki 25 yılda giderilebilir” dedi. Bakan Günay, konu Dolmabahçe’ye geldiğinde birbirinden çarpıcı ifadeler kullandı.

'STADYUM İÇİN DAYATMA YAPILIYOR'
“İstanbul’da gözümüze sokulmuş çiviler var. Bunların çıkarılması çok saygıdeğer davranışlardır. Dolmabahçe Stadyumu konusu var. Bu benim önüme zaman zaman bir dayatma olarak getiriliyor. Dolmabahçe Stadyumu 1940’larda yapıldı. Birçok yerde top koşturacak alan var, ama bir tarih bilinçsizliğiyle mi, yoksa bir kasıtla mı, -ben kasıt olduğunu düşünüyorum- Dolmabahçe Sarayı’nın arkasına yapılmış.”

'ON BİNLERCE İNSANIN TEPİNDİĞİ ALAN...'
“O vadinin içine stadyum sokulur mu? Adı üzerinde dolgu alanı.. Dolmabahçe orası... Dolgu... Eminönü Yeni Cami kazık üzerine oturtulmuştur, Dolmabahçe de öyledir. Siz bu tarafa on binlerce insanın tepineceği bir alan yaparsanız, zaman içinde Dolmabahçe denize doğru akmaya mahkumdur.”

'BÜYÜTMEK İSTİYORLAR ZORLANIYORUM'
“Stadyumla ilgili yeni bir proje hazırlanmış ‘Bu yetmez, burayı büyütelim’ diyorlar. ‘Stadyumu genişletelim, araya kongre merkezi koyalım, bir de otopark koyalım’ diyorlar. Arkadaşlar, böyle bir şey olabilir mi? Bu konuda zorlanıyorum. Stadyumları şehir dışına, trafiğin tıkanmayacağı yerlere alalım...”

'SULTANAHMET ADLİYESİ ARKEOLOJİK KAZI ALANI'
Bakan Günay yakında taşınacak olan Sultanahmet Adliyesi ile ilgili projeyi de açıkladı:

“İstanbul Adalet Sarayı tamamlandı. Eski adliyeyi kaldıracağız ve altında arkeolojik kazı yapacağız. Belediyeyle de görüşüp mutabık kalacağız. Ve Tarihi Yarımada’da yeni bir arkeolojik park ortaya çıkacak. Beyoğlu için de aynı şey geçerli. Buralarda bir süre yeni bina yapmadan yaşayalım. Buranın değeri de artacak, bereketi de artacak, yaşam kalitesi de artacak.”

AA
06 Mart 2011 Pazar, 10:09:27
http://www.haberturk.com/kultur-sanat/haber/607615-statta-tepiniyorlar-dolmabahce-kayiyor

Bölük Kurtlar Vadisi İzlerken Cephane Çalındı - NtvMsNbc

Diyarbakır Hazro İlçe Jandarma Komutanlığı cephaneliğinden bir astsubay tarafından son yılların en büyük cephane hırsızlığı yapıldı. Skandalı bir ‘er’in askeri savcılığa yaptığı şikayet ortaya çıkardı.

Star gazetesinden Cevheri Güven'in haberine göre bir jandarma erinin ihbarı ile ortaya çıkan olayda Hazro İlçe Jandarma Komutanlığı’nın deposundan 15 bin kaleşnikof mühimmatının çalındığı tespit edildi. Yapılan araştırmada olayın failinin aynı birlikte görev yapan Astsubay Kıdemli Üstçavuş Serhat Akkuş olduğu anlaşıldı.

Cephanelikte 15 bin Kaleşnikof mermisinin olmadığı fark edildiğinde savcılığa bildirilmeden önce mühimmatın sarf edildiğine yönelik belge tanzim edilmesi ve başka birliklerden mühimmat bulma yoluna gidilmesi planlandı. Aynı birlikte vatani görevini yapmakta olan bir er, askeri savcılığa suç duyurusunda bulundu. 23 Şubat 2011’de yapılan suç duyurusu üzerine Diyarbakır 7. Kolordu Komutanlığı Askeri Savcılığı duruma el koydu.

30 BİN LİRALIK MERMİYE 3 BİN LİRA
Askeri savcılığın yaptığı sayım esnasında depoda yaklaşık 15 bin kaleşnikof mermisinin eksik olduğu tespit edilerek soruşturma başlatıldı.Yapılan araştırmada mühimmatın Hazro İlçe Jandarma Komutanlığı’nda görevli Jandarma Astsubay Kıdemli Üstçavuş Serhat Akkuş tarafından kışla dışarısına çıkarılarak sivillere para karşılığı sattığı anlaşıldı. Savcılık sorgulamasında bu kişilerin isimlerini vermeyen Astsubay Serhat Akkuş, piyasa değeri 30 bin TL olan mühimmat karşılığı ise 3 bin TL aldığını itiraf etti.

ÇALINAN MERMİLER PKK’YA MI GİTTİ
Çalınan mühimmatın miktarının büyüklüğü alıcının PKK olduğu şüphesini doğurdu. Askeri kaynaklar mühimmatın, bölgede faaliyet gösteren terör örgütü mensuplarının 1 yıl Kuzey Irak’tan ikmal yapmadan ihtiyaçlarını ortadan kaldıracak çapta olduğunu belirtiyorlar. Savcılık soruşturmayı bu yönde de ilerletiyor. Bir erin tespit edebildiği çalıntı mühimmatın, Diyarbakır Bölge Komutanı Tuğgeneral Ünal Karaosmanoğlu ve Diyarbakır İl Jandarma Komutanı Albay Mustafa Erdem tarfından tespit edilip önceden bildirilmemesi dikkat çekerken soruşturma idari açıdan bu yöne de uzandı.

ÇALDIĞI MERMİLERİ ASKERLERE TAŞITTI
Savcılık sorgulamasında suçunu itiraf eden Astsubay Kıdemli Üstçavuş Serhat Akkuş’un mühimmatı depodan kışla dışarısına çıkarmak için izlediği yol ise savcıyı da şaşırttı. Akkuş ifadesinde anlattığına göre hırsızlık olayı şöyle gerçekleşti: Askeri personelin Kurtlar Vadisi dizisine olan ilgisini bilen Astsubay Akkuş, dizinin başlama saati ile birlikte arkadaşlarına fark ettirmeden depoya girdi. Yanında götürdüğü çantalara mühimmatları doldurdu. Ancak ağırlık nedeniyle deponun dışına çıkardığı çantaları kışlanın bahçesinde park halinde bulunan aracına taşımakta zorlandı. Akkuş 2 asker çağırdı ve onların yardımıyla mühimmatları aracına yükledi. Kapıdaki nöbetçileri gözleyen Akkuş uygun anda aracıyla kışla dışarısına çıkarak daha önceden anlaştığı kişilere mühimmatları sattı.

YAKALANAN UYUŞTURUCUYU ÇALIP SATMIŞ
Hırsızlık olayının ortaya çıkmasının ardından başlatılan Askeri savcılık soruşturma esnasında Astsubay Kıdemli Üstçavuş Serhat Akkuş’un aynı zamanda adli emanet deposunda bulunan 10 kilo toz esrarı Silvan İlçesi’nde ikamet eden ve borcunun olduğu bir şahsa, borcuna karşılığı olarak verdiği tespit edildi. Ancak depoda yapılan sayım esnasında esrarın eksik çıkması üzerine Akkuş’un sattığı esrarı alarak tekrar depoya koymaya çalıştığını tespit etti. Bu durum üzerine savcılık geçtiğimiz aylarda Diyarbakır’daki bütün birliklerin katılımıyla yapılan uyuşturucu operasyonunu mercek altına aldı.

ÖZEL HAYATI BATAĞA ÇEKTİ
Bu operasyonda özellikle Lice ve Hazro ilçelerine odaklanılmış ve Lice’de yüklü miktar uyuşturucu madde ele geçirilmesine rağmen Hazro’dan herhangi bir sonuç elde edilememişti. Astsubay Kıdemli Üstçavuş Serhat Akkuş’un lükse düşkünlüğü nedeniyle maddi olarak zor durumda olduğu, bankaların yanında bir çok mesai arkadaşına da borçlu olduğu belirlendi. Astsubay Kıdemli Üstçavuş Serhat Akkuş her iki suçtan dolayı da tutuklanarak cezaevine konuldu.

ntvmsnbc ve Ajanslar
Güncelleme: 10:24 TSİ 06 Mart. 2011 Pazar
http://www.ntvmsnbc.com/id/25189333/

Savcılık Suskunluğunu Bozdu - NtvMsNbc

Ergenekon soruşturmasını yürüten Özel Yetkili Savcılık, gazetecilerin gözaltına alınması ve tutuklanmasıyla birlikte yükselen tepkiler üzerine bugün bir açıklama yaptı.

Savcılığın yaptığı basın açıklamasında öne çıkan cümleler şunlar:

"Kimse görevinden dolayı gözaltına alınmıyor.

Soruşturmanın gizliliği nedeniyle açıklanmayacak deliller var.

Soruşturma yazılan kitaplar ve görüşlerle ilgili değil."

NtvMsNbc
Güncelleme: 15:46 TSİ 06 Mart. 2011 Pazar
http://www.ntvmsnbc.com/id/25189440/

Türk Attan Ayrılamaz - Radikal

Özel at yetiştiricilerinin üç bakan ve bir AKP'li milletvekiline son derece değerli beş İngiliz tayı hediye ettiği ortaya çıktı. Hediyelerden ilkinin adresi Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin oldu.
25 Şubat'ta Türkiye Yarış Atı Yetiştiricileri ve Sahipleri Derneği (TYAYSD) tarafından düzenlenen gecede, Başbakan Yardımcısı'na, at yarışı yazarı ve yetiştiricisi Hasan Saydam bir İngiliz tayı hediye etti. Daha sonra Türkiye Jokey Kulübü (TJK) yöneticisi Osman Hattat da bakan Şahin'e 'Tatlıcadım' adlı bir İngiliz tayı daha hediye etti. At yarışı otoriteleri, her iki tayın da, en az 100 bin YTL civarında değeri olduğunu söylüyor. Yarış atı yetiştiricileri, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener, Devlet Bakanı Nimet Çubukçu, AKP İstanbul Milletvekili ve TYAYSD Başkanı İnci Özdemir'e de armağan olarak birer tay verdi.
Bu 'hediye yağmuru'nun, at yarışı bahislerindeki yüzde 60'a yaklaşan kesintileri düşürmek için yapılan çalışmaların parçası olduğu iddia ediliyor. Tay verilenlerin, kesintilerle ilgili söz sahibi bakanlar olması iddiaları güçlendiriyor.

Yüzgörümlüğü istediler
Son dönemde 'iddaa' gibi bahis oyunlarının da etkisiyle at yarışlarına ilginin azalması ve bahislerdeki kesintiler, yarış atı yetiştiricilerini ve TJK'yı oldukça kaygılandırıyordu. Bu nedenle, atçılık âleminin tüm kuruluş ve dernekleri, sık sık kesintiler sorununu dile getiriyordu. Milletvekili ve bakanlara tay hediye edilen toplantıda da bu sorun dile getirilmişti.
TJK yayın organında (TJK'nın Sesi) yer alan habere göre, kendisi de yarış atı sahibi AKP Milletvekili İnci Özdemir, şubat ayında düzenlenen gecede, Bakan Şahin'e tay hediye edilmesinin ardından şunları söylemişti: "Sayın bakanıma bir tay hediye ettik etmesine ama bunun bir de yüzgörümlüğü var. Kesintilerle ilgili kanun tasarısını bu taya karşılık yüz-görümlüğü olarak sayın Başbakan Yardımcımdan istiyorum."
Bakan Mehmet Ali Şahin de, tayın ismini düşündüğünü ve adını 'Yüzgörümlüğü' koyabileceğini belirterek, "Küçükken çok sevdiğim bir sarı danam vardı. Başka hiçbir hayvanım olmamıştı. Bu geceye gelmeden önce dana sahibiydim, şimdi at sahibi oldum. Artık ben de atçıyım. Kesintilerle ilgili sorunu çözmek boynumuzun borcu oldu. Canla başla çalışmalarımızı sürdüreceğiz" diye konuştu. Bakan Şahin, bu tayın adını daha sonra 'İksir' olarak belirledi.
Başbakan yardımcıları Abdüllatif Şener ve Mehmet Ali Şahin'in basın müşavirleri, bakanların atlara bakmasının mümkün olmadığını ve hediyelerin 'sembolik' olarak değerlendirilmesi gerektiğini savundu.

TJK sitesinde kayıt var
Bakanlar tarafından bu açıklamalar gelirken, Şahin ve Şener tayların sahipliğini kendi üzerlerine aldı, TJK internet sitesine de 'at sahibi' olarak kaydedildi. Sadece Nimet Çubukçu henüz bu işlemi tamamlamadı. Ayrıca geçtiğimiz hafta Bakan Şahin ve Bakan Şener ayrı ayrı Ankara 75. Yıl Hipodromu'na giderek taylarını ziyaret etti.
Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin'in daha önce görmediği 'Tatlıcadım'ı görebilmesi için tay TJK'nın İzmit Merkez Aşım İstasyonu'ndan Ankara'ya getirildi. Abdülatif Şener'se hipodroma ailesiyle birlikte gitti, kendisine hediye edilen taya ailecek 'Rüyamız' ismi konuldu.

'Türk attan ayrılamaz'
AKP Milletvekili İnci Özdemir, Radikal'in, 'Bakanlara yarış atı hediye edilmesi etik mi?' sorusuna "Neden etik olmasın? Ben Türk milletiyim. 'At Türk'ün kanadıdır' diyor Kaşgarlı Mahmut. 'Bakanım binmesin.' Böyle bir şey var mı ya? Türk toplumunu attan ayırt edebilmek mümkün mü? Osmanlı olarak nerelere kadar neyle gittik?" diye yanıt verdi. İnci Özdemir, kesintilerle ilgili yasa tasarısına ilişkin olarak da şunları söyledi:

"Yasa tasarısı Maliye Bakanlığı'ndan Başbakanlık Kanunlar ve Kararlar Genel Müdürlüğü'ne intikal etti. Ciddi bir kesinti var. Yüzde 58. Veraset intikalle birlikte yüzde 68'i buluyor. Bu şekilde bir sektörün ayakta kalması mümkün mü? Bu bacasız sanayi. 30 binin üzerinde doğrudan çalışanı var. Büyük çoğunluğu Güneydoğulu. Başka iş imkânları yok. Yedi-sekiz çocukları var. Ciddi bir sosyal yarayla karşı karşıyayız. Sektörün ölmesi Güneydoğu'daki bir sürü insanı bir anda önümüzde bulmamız demek. Tasarının çıkması halinde gelirde bir azalma olmayacak. Çünkü kayıt dışı, kayıt içine giriyor. Yasa 1.7.2006'dan itibaren geçerli olacak."
AKP'li Özdemir'in 'yüzgörümlüğü' olarak indirilmesini istediği kesintiler, mevcut uygulamada şöyle: KDV: Yüzde 18. Şans oyunları vergisi: Yüzde 10. Savunma sanayi destekleme fonu: KDV hariç hasılatın yüzde 10'u. Olimpiyat Oyunları: KDV hariç hasılatın yüzde 1'i. Kredi Yurtlar Kurumu: Dağıtılan ikramiyenin yüzde 5'i. Tanıtma Fonu: Dağıtılan ikramiyenin yüzde 5'i . SHÇEK: Hasılatın yüzde 1'i.

'Bu atlar servet kazandırır'
Basın müşavirleri bakanlara hediye edilen tayların 'sembolik' olduğunu iddia ederken, at yarışı otoriteleri bakan Şahin'in her iki tayının da en az 100 bin YTL değerinde olduğunu öne sürüyor. Taylardan 'İksir'in babası 'Dinyeper', dünyanın en önemli yarışları arasında sayılan Dubai'deki yarışlarda dereceler alan ve Türkiye'de yarış hayatı boyunca 34 yarış koşup yaklaşık 1 milyon 250 bin YTL ikramiye kazanan bir aygır.
'İksir'in annesi 'What's Up'sa şu anda hâlâ koşan ve yarış yaşamı boyunca yaklaşık 705 bin YTL ikramiye kazanan 'Eshquia'yla ana-baba bir kardeş. Şahin'e ait 'İksir'in kum piste çok yatkın orijiniyle sahibine 1 milyon YTL'den fazla kazanç sağlayabileceği öngörülebiliyor.
Bakan Şahin'in diğer tayı 'Tatlıcadım'ın anne-baba bir kardeşi 'Ekspres'se şu anda Türkiye'deki en kaliteli İngiliz yarış atlarından biri. 'Ekspres', Kasım 2003 ile Haziran 2005 arasında koştuğu 21 yarışta toplam 241 bin YTL ikramiye kazandı. 'Tatlıcadım'ın babası ABD'den ithal aygırlardan 'Eagle Eyed'ınsa koşmakta olan diğer pek çok başarılı tayı bulunuyor.
Şener'in 'Rüyamız' adlı tayıyla ilgili orijin bilgileri açıklanmazken, Şener'lerin ahır ziyareti sırasında, tayın eşkâlinin son derece güzel olduğu görüldü.
13.05.2006

Ciğerine Soracaksın Ne Suç İşledin Diye ?

Bir alttaki haberde TBMM Başkanı Mehmet Ali Şahin, gözaltına alınan ve tutuklanan gazeteciler için başlıktaki sözü söyledi.

Bu soruyu soran bir kişinin yaptıklarına bakalım o zaman :

23.05.2006
Yaptırdıkları anketlerde türban sorununun yüzde 1.5’luk kesim için sorun olduğunu söyleyen Şahin “Bizim önceliğimiz türban değil, işsizliktir

04.03.2008
Hepimizin en önemli görevi, rejimimizi nasıl daha güçlü hale getirebiliriz, onun temel ilkeleri ki, onlardan biri olan laikliği nasıl güçlendirebiliriz? Vatandaşın, 'sorunum' dediği hiçbir probleme yöneticiler sessiz kalamaz. Mutlaka onlarla ilgilenmek durumundadır. Ancak bunu yaparken tabii ki Anayasal çerçevede hareket edecektir. Cumhuriyetin temel niteliklerini zedelememeye özen gösterecektir.

23.02.2009
Hükümetimizle kavga eden, zıtlaşan yerel yönetimler her projelerini Ankara’dan geçiremiyor. Maalesef bu Türkiye’nin gerçeği. O nedenle halkıyla barışık, hükümetiyle barışık, devletiyle barışık mahalli yöneticiler işbaşında olursa bizim sorunlarımız daha çok çözülür.
http://arsiv.ntvmsnbc.com/news/476352.asp

07.11.2009
“Demokratik Açılım” görüşmelerinin 10 Kasım’da Genel Kurul’da yapılacak olmasını değerlendiren Meclis Başkanı Mehmet Ali Şahin, “Parlamento 10 Kasım'larda hep çalışmıştır. Ölenle ölünmüyor, hayat devam ediyor” dedi.
http://www.ntvmsnbc.com/id/25018587

02.05.2010
http://www.tbmm.gov.tr/tutanak/donem23/yil4/bas/b031m.htm
HASAN MACİT (İstanbul) – Sayın Başkan… Sayın Başkan…
BAŞKAN – Sayın Macit, buyurun.
HASAN MACİT (İstanbul) – Sayın Başkan, sataşmadan dolayı söz talebim var.
BAŞKAN – Hangi sebeple efendim, hangi maddeye göre ve hangi sebeple sataşmadan söz istiyorsunuz?
HASAN MACİT (İstanbul) – Efendim, partimizin ismini üç dört defa kullanarak sataştı Sayın Başbakan…
BAŞKAN – Kim sataştı efendim?
HASAN MACİT (İstanbul) – Sayın Başbakan…
BAŞKAN – Size mi sataştı?
HASAN MACİT (İstanbul) – Demokratik Sol Partiye sataştı, yanıt vermek istiyorum.
BAŞKAN – Efendim, olur mu, Demokratik Sol Partiyi siz mi temsil ediyorsunuz, Genel Başkanı siz misiniz?
HASAN MACİT (İstanbul) – Genel Başkan Yardımcısıyım.
BAŞKAN – Hayır efendim… Lütfen yerinize oturun.
HASAN MACİT (İstanbul) – Efendim, sataşma var, yanıt vermek istiyorum.
BAŞKAN – Talebiniz 69’uncu maddenin koşullarını taşımamaktadır Sayın Macit, lütfen yerinize oturun.
HASAN MACİT (İstanbul) – Vermeyecek misiniz Sayın Başkan?
BAŞKAN - Baktım, baktım efendim, yazılı bildirmişsiniz, inceledim, 69’uncu maddenin kapsamına girmemektedir talebiniz. O nedenle size söz veremiyorum. Lütfen oturunuz.
HASAN MACİT (İstanbul) – Sayın Başkan, iki dakika yanıt…
BAŞKAN – Hayır efendim, lütfen…
HASAN MACİT (İstanbul) – Böyle mi adaletiniz var Sayın Başkan?
BAŞKAN – Lütfen yerinize oturur musunuz…
HASAN MACİT (İstanbul) – Ben yerine otururum ama burada Sayın Başbakan konuşurken size yakışmayan tarzda bulunuyor, bize yakışmayan tarzda bulunuyor, ona yanıt veremiyorum!
BAŞKAN – Lütfen yerinize oturun, lütfen yerinize oturun. Size söz hakkı vermedim ki, ben size söz imkânı vermedim ki konuşuyorsunuz.
HASAN MACİT (İstanbul) – Türkiye Büyük Millet Meclisinde demokrasi uygulanmadığı zaman dışarıda demokrasi uygulanamaz.
BAŞKAN - Lütfen oturun… Lütfen oturun...
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Sayın Başkan, söz istiyorum.
BAŞKAN – Sayın Hamzaçebi, yani İç Tüzük o kadar açık ki size söz vermem mümkün değil.
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Sayın Başkan…
BAŞKAN - Lütfen…

02.05.2010
http://www.haber7.com/haber/20100503/Baskan-Sahinin-mikrofonu-acik-kalirsa.php
Tunceli Bağımsız Milletvekili Kamer Genç'in 'Sen içtüzüğü ne bilirsin' sözlerine sinirlenen Meclis Başkanı Mehmet Ali Şahin, Genç'e, "Şu andaki davranışlarınız normal değil" karşılığını verdi. Şahin'in açık kalan mikrofonundan ise, "Adam kafayı çekmiş" sözleri duyuldu.

Gazeteciler Meslektaşlarına Baksın - M.A.Şahin - NtvMsNbc

Meclis Başkanı Şahin, Nedim Şener ve Ahmet Şık'ın tutuklanmasından rahatsızlığını dile getirdi ve "Yasaların gereği" dedi. Şahin, gazetecilerin kendi meslektaşlarına da dönüp bakmasından söz etti.

TBMM Başkanı Mehmet Ali Şahin'den Ergenekon soruşturmasında tutuklanan gazeteciler Nedim Şener ve Ahmet Şık'la ilgili yeni bir değerlendirme geldi.

Gazetecilerin sorularını yanıtlayan TBMM Başkanı Şahin şu açıklamayı yaptı:

''Peki kabahat kimde? Yasalarımızda mı? Yasalarımızda ise Türk Ceza Kanunu, Ceza Muhakemeleri Kanunu ve diğer mevzuatı yeni değiştirdik. Yeni derken birkaç yıl önce yürürlüğe girdi ve AB, bu yasal düzenlemeler sebebiyle Türkiye'ye müzakere tarihi verdi. Peki kabahat bu yasaları uygulayan hakim ve savcılarımızda mı, onların acemiliklerinde ya da ön yargılarında mı? En kıdemlisinin 20 yıllık hakim ve savcı olduğunu bildiğimiz özel yetkili mahkemelerde görev yapan hakim ve savcılarımız işlerini bilmiyorlar mı acaba? Acaba onlar gazetecilere hasım mıdırlar? Ben bunu da düşünemiyorum. Onlar, hakim ve savcılık mesleğinde son derece tecrübeli arkadaşlardır. Kimseye kin tutmazlar, kimseyi hasım olarak da görmezler."

Necip Fazıl Kısakürek'in şair, gazeteci ve yazar olduğunu, cezaevlerinde çok kaldığını hatırlatan Şahin, Kısakürek'in ''Bir Adam Yaratmak'' adlı eserinde kahramanlardan birinin diğerine ''Hırsız ciğerini söküp almaya gelmişse ciğerine soracaksın ne suç işledin diye'' dediğini ifade etti. Gazetecilere ''Hakimleri, savcıları değerlendirin, onları bir noktada eleştirin. Bütün bunları yaparken kendi meslektaşlarımızı da değerlendirelim'' diye seslenen Şahin, gazetecilerin hangi iddialarla ilgili tutuklandığını, haklarında hazırlanan iddianamenin kabul edilmesiyle gizliliğin kalkmasından sonra öğrenilebileceğinin altını çizdi.

Şahin, ''Ben bu arkadaşlarımızın suçlu olduklarını iddia etmiyorum, edemem. Çünkü hakkında kesinleşmiş mahkeme kararı olana kadar herkes masumdur. Ama hangi gerekçelerle bu arkadaşlarımızın suçlandığını, tutuklandığını bilmiyoruz. Şu anda mevcut hallerini değerlendirerek birtakım yorumlar yapıyoruz. Biraz sabredelim, iddianame hazırlansın, ilgili mahkemeye dava açıldıktan sonra deliller ortaya çıkacak. Ondan sonra sağlıklı bir değerlendirme yapma imkanına sahip olacağız'' diye konuştu.

Şahin şöyle devam etti:

"Doğrusu ülkemde cezaevlerinin bomboş olmasını arzu ederim. Cezaevlerinde hiçbir tutuklu ve hükümlü olmasın arzu ederim. Özellikle hiçbir basın mensubunun, hiçbir yazarın, çizerin hakkında soruşturma açılmadığı ve tutuklanmadığı, davalara muhatap olmadığı bir ülke olmasını arzu ederim.

Ama Türkiye'de yasalar var, yasaları uygulamakla görevli merciler var. Bunlar görevlerini yapıyor. Yapmak durumundalar. Ben de TBMM Başkanı olarak tartışmaları takip ediyorum. Sayın Cumhurbaşkanı'mızın açıklamalarını ben de okudum. Ülkemizin AB ile müzakere sürecinde olduğu bir dönemde gazetecilerin tutuklanması sebebiyle tartışılmasından rahatsızlık duyuyorum."

ntvmsnbc
Güncelleme: 15:14 TSİ 06 Mart. 2011 Pazar
http://www.ntvmsnbc.com/id/25189430/

Masumiyet Karinesi'nin Tersten Anlaşılması - Kürşat Bumin - YeniŞafak

Ortada söz konusu teşvikin somut delilleri konmadan ve "istimi arkadan gelsin" mantığıyla bir insanın hürriyeti engellenebilir mi? Bu anlayışın varacağı yer "masumiyet karinesi"nin "Aksi ispat edilmedikçe hiç kimse masum değildir" şeklindeki tersten okunmuş hali değil midir? Ev ve işyeri aramaları ve gözaltı kararları için ortaya mutlaka suç teşkil eden açık-seçik bir fiilin konması gerekmez mi?

Bu çerçevede Nedim Şener ve Ahmet Şık'ın hangi açık-seçik fiillerinden dolayı arama ve gözaltına tabi tutulduklarını –gerçekten- birinin bize anlatması gerekiyor. Nedim Şener, Hrant Dink Cinayeti'nin aydınlatılması yönünde yayımladığı yazılarından benim de sırasında alıntı yaptığım bir gazeteci. Gözaltına alınmasına sebep -gazetedeki köşesinde bizzat duyurduğu gibi- söz konusu cinayete ilişkin yaptığı yayınların kimilerine verdiği "rahatsızlık" ise bu ülkedeki ifade özgürlüğü büyük tehdit altında demektir. Ahmet Şık, Nokta dergisinde beraber olduğum gibi üniversitede kapı komşumdur. Şık'la birlikte Ergenekon üzerine "Kırk Katır Kırk Satır" adlı kitabı yayınlayan Ertuğrul Mavioğlu (Radikal) bakın ne güzel söylemiş: "Ergenekon'u anlaşılır kılmak için kitap yazdık. En önemli özelliği 'derin devlet', 'kontgerilla' ve 'JİTEM'le hesaplaşılmadığını göstermekti. Demek ki Ahmet'in Ergenekoncularla derdi vardı. Soruyu tekrarlayalım: Böyle bir haberci duruşundan, haberci geçmişinden Ergenekoncu çıkar mı?" Aydın Engin'in (T24) Şık'ın gözaltına alınması gerekçesine ilişkin değerlendirmesini de aktarayım: "Ergenekon yapılanmasının temeli olan 'Darbe Günlükleri'ni gün ışığına çıkaran gazeteci Ahmet Şık, Ergenekon üyesi öyle mi? Buna kargalar bile gülmez."

Kuvvetler ayrılığı ilkesine uygun olarak "bağımsız" çalışan "Yargı", "Aksi ispat edilmedikçe hiç kimse masum değildir" kanaatine mi vardı nedir?

Son söz olarak da, çok özel olduğu tekrarlanan bu ülkenin, yargısının "Özel Yetkili" faslını kaldırmasının zamanının çoktan gelip de geçtiğini hatırlatayım.


Kürşat Bumin - YeniŞafak
05 Mart 2011 Cumartesi

http://yenisafak.com.tr/Yazarlar/?t=05.03.2011&y=KursatBumin

31 Oca 2011

Ali Sami Yen ve TT Arena Hakkında-II - Batug.org

İşbu yazı son günlerde gündeme oturan protesto olayları çerçevesinde oynanan tiyatronun karanlıkta bırakılan yönlerini bir nebze olsun aydınlatmak amacıyla, pek sevdiğim şahsiyet Şaban'ın önerisi üzerine yazılmıştır.

1996-2002

Faruk Süren'in başkanlığıyla yepyeni bir sürece giren Galatasaray'da yönetim, saha içi kadar saha dışında da atılım yapmak niyetiyle yeni stat projesi için zemin aramaya başlıyor. Henüz "5 Nisan Kararları" olarak bilinen 94 krizinin etkileri geçmiş değil, bu yüzden gereken kredi bulunamıyor. Faruk Süren bu süreçte Ali Sami Yen'in 49 yıllık üst kullanım hakkını 68 milyon dolar karşılığında alıyor ve Erdoğan Bayraktar'ın bahsettiği "kira vecibeleri" başlamış oluyor. Ardından 98 yılının sonlarına doğru GS yönetimi yeni stat inşaatı için gerekli izinleri alıyor ancak halen kredi sorunu çözülmüş değil. Kulüp aynı zamanda burayı bir stattan çok bir spor kompleksi olarak düşünüyor ve stadın yanındaki likör fabrikasını almak için girişimlerde bulunuyor. Ekim 98'de Faruk Süren kulüp üyelerine müjdeyi verip likör fabrikasının Galatasaray'a devredildiğini söylese de bürokratik işlemler uzadıkça uzuyor, sürekli engellerle karşılaşılıyor ve devir bir türlü sonuçlanmıyordu. Bu sürecin uzamasının altındaki sebepler ancak 10 yıl sonra anlaşılabilecekti. Bu süreçte proje için 14 milyon dolar civarı bir para harcanıyor. Bovis-TML ortaklığıyla 120 milyon dolar karşılığı stadı yapmaları için anlaşılıyor. Ancak o sırada hortlayan Şubat 2001 krizi sonucu finansman sorununun çözülememesiyle bu proje rafa kaldırılıyor, akabinde efsane başkan Faruk Süren de 2001 yılı içerisinde istifa ediyordu

Cem Uzan destekli Ateş Ünal Erzen'in yeni stat vaadine tamah etmeyen Galatasaray camiası seçimde Mehmet Cansun'u başkanlığa getirdi. Cansun döneminde sıkı kemer sıkma politikasına rağmen Galatasaray'da stat projesi yine gündemi meşgul eden bir konu. İrfan Aktar, Doğan Hasol, Emre Arolat gibi Galatasaraylı mimarlardan bir kurul oluşturuluyor ve Süren döneminde çizilen projenin üzerinde değişiklikler yapılarak 35.000 kişilik bir butik stat projesi ortaya çıkarılıyor. Daha sonraları bu stat işine bütün servetini gömecek olan Eren Talu'nun da bu mimarlar kurulunda yer alması kaderin bir cilvesi olsa gerek.


2002-2008

Mart 2002'deki olağan genel kuruldan zaferle ayrılan Özhan Canaydın'ın seçim vaadi sanırım bugün bile çok net hatırlanıyordur; 10 yılda 7 şampiyonluk, her yıl en az bir dünya yıldızı, Şampiyonlar Ligi şampiyonluğu, modern bir stadyum. Ligde 10'da 7, Avrupa'da şampiyonluk gibi vaatlere o dönem inanmakta güçlük çeken camia için Fenerbahçe'nin Şükrü Saraçoğlu stadını bitirmek üzere olduğu bir dönemde öne çıkan hayal yeni stat oluyordu tabii ki. Özhan Canaydın da bunun farkında olduğundan en çok uğraştığı mevzu bu oldu, en büyük darbeleri de maalesef bu konudan yedi.

2002 yılında Türkiye'de AKP iktidarı başlamış, 2002 Aralık ayında TOKİ'nin başına Erdoğan Bayraktar getirilmişti. 2003'te Recep Tayyip Erdoğan'ın başbakanlığı Abdullah Gül'den devralması, 2004'te de Kadir Topbaş'ın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olmasıyla taşlar yerine oturmuştu. Bu noktadan sonra Mecidiyeköy'deki milyar dolarlık arazi üzerine perde arkasında yürütülen rant kavgasının ipuçlarını da takip etmeye başlıyoruz. Bu rant için kafalardaki ampulleri(!) yakan olay 2003 yılında Mustafa Sarıgül'ün Özhan Canaydın'a Seyrantepe'deki TOKİ arazisinden bahsetmesi oldu. Mustafa Sarıgül, o bölgeyi en iyi bilen adam olarak ASY ve civarının kaymağından ve Seyrantepe'deki boş arsadan haberdardı. O sıralar pek ciddi bir ederi olmayan 120 dönümlük arsayı TOKİ kooperatiflere ihale usulü vermeyi ve oraya orta-alt sınıfa yönelik konutlar inşa edilmesini planlıyordu. Kulübün o günkü durumunda Mecidiyeköy'deki stadı yenilemek için finansman bulamayacağını gören Mustafa Sarıgül'ün aklında stadı buraya taşımak, Ali Sami Yen'in yerine de Galatasaray kulübüne ait bir iş merkezi yapmak fikri uyandı. Böylece hem kulüp çok değerli bir taşınmaz ve düzenli bir gelir kapısı kazanacak, hem de yeni bir stada kavuşacaktı. Üstelik böyle bir projeye ortak olmak için sıraya girecek bir sürü yatırımcı firma vardı. Özhan Başkan'ın aklını çelen nokta da bu projeyi gerçekleştirebilirse her türlü saha içi başarısızlığa rağmen her zaman efsane başkanlar arasında gösterilecek olmasıydı.

Bu projeyi hayata geçirmek için Canaydın'ın önünde bir takım engeller vardı. Birincisi stadın mülkiyetinin Gençlik Spor Genel Müdürlüğü'nde olması ve Galatasaray'ın arazi üzerindeki kullanım hakkının sadece "spor faaliyetleri amacıyla" ibaresini içermesi, diğeri de projenin yapımı için gereken kredinin bulunamamasıydı. İlk sorunun çözümü de aslında ayrı bir stat maliyetini buluyordu; yaklaşık 100 milyon dolar karşılığı GSGM'den stadın olduğu arazi alınacak, ayrıca arazinin üzerindeki stat yerine yine devlete ait olacak 20.000 kişilik başka bir stat yaptırılacaktı. Sarıgül ve iktidarın farklı partilerden olmaları bürokratik engelleri daha da aşılmaz hale getiriyor, projenin maliyeti de Galatasaray'ın o sıralar zaten içinde bulunduğu sıkıntılı dönemde işi iyice imkansızlaştırıyordu.

Tam bu noktada ortaya bir kurtarıcı çıkıyor ve Galatasaray'a ASY Stadı'nı olduğu yerde yeniden yapması için 99 milyon dolar kredi vereceğine dair bir anlaşmayı kabul ediyordu. 2003 Temmuz ayında Özhan Başkan'ın törenle elini sıktığı adamın onun ömründen belki de yıllar çalacağını o da ummuyordu. Sahip Som isimli bu dolandırıcı ünlü bir ABD finans şirketinin Türkiye temsilcisi olarak stadın 15 yıllık işletmesi karşılığında kulüple anlaşma imzalıyor, Galatasaray yönetimi sonunda aranan finansmanın bulunmasıyla takımı inşaatın süreceği iki yıl için Olimpiyat Stadı'na taşıyordu. Aradan geçen aylar sonunda Sahip Som Galatasaray'dan kredi harcamaları adı altında aldığı yüzbinlerce dolarla sırra kadem basarken Olimpiyat Stadı'nda geçen ıstırapla dolu sezonun ardından kulüp kendi imkanlarıyla Ali Sami Yen'i tekrar maç oynanacak hale getiriyor ve yeni stat projesi de bir süreliğine tekrar rafa kaldırılıyordu. Mazlumun ahını alan Sahip Som ise birkaç yıl sonra dolandırdığı bir "ağır abi" tarafından kaçırılıp aylarca işkence görüyor, tutulduğu yerin camından atlayıp kaçıyor, yakalanmamak için kırık ayakla 3 gün sokakta yaşadıktan sonra bir hastaneye sığınıp oradan da hapishaneyi boyluyordu.


Bu olaydan büyük darbe alan Canaydın yönetimi tekrar Seyrantepe'ye yöneldi ve TOKİ'yle Seyrantepe'deki arsanın üst kullanım hakkı için görüşmeler başladı. 2004 yılında arsanın üst kullanım hakkının alındığına dair haberler çıktı. Diğer taraftan Mete Arat ve ünlü Alman firması asp Architekten, Seyrantepe'deki stadın projesi için görevlendirilmişti. Ortaya 52.000 kişilik, şeffaf açılır-kapanır çatısı olan ultra-modern bir tasarım çıktı ve tanıtımın yapıldığı dönemde büyük sükse yarattı. Özhan Canaydın tekrar tünelin ucunda ışığı görmeye başlamıştı ki devreye başka güçler girdi. Mecidiyeköy'deki araziye yapılmak istenen iş merkezi için bu işteki kaymağı gören yetkililerin başka planları vardı ve çarklar yeniden dönmeye başladı. Kadir Topbaş medyaya İstanbul trafiğinin Mecidiyeköy'de ASY'den büyük bir stadın veya onun yerine yapılacak büyük bir iş merkezinin trafiğini kaldıramayacağı demecini verdi, bunun üzerine Galatasaray'ın ASY'yi yenilemek veya oraya hayal edilen projeyi yapmak için gereken finansmanı bulsa bile inşaat izni verilmeyeceği söylentileri dolaşmaya başladı. Ayrıca medyadaki bazı belirli kalemlerden GS'ın hem Seyrantepe, hem de ASY arazisini kullanmasının FB ve BJK'a büyük haksızlık olacağını belirten yazılar çıkmaya başladı.

Bu sırada Tekel Likör Fabrikası 2005 yılında 295,7 milyon TL fiyatla hükümete yakınlığıyla bilinen Kiler grubuna satılmış, ancak TOKİ ihaleye başka katılan olmadığından satışı iptal etmek durumunda kalmıştı. Bu ihale bir süre sonra tekrarlanmış, ancak yine rekabet eksikliğinden dolayı Kiler grubu ihaleden çekilmişti. Daha sonra 2008 yılında yenilenen ihaleyle yine hükümet yandaşı bir grup olan Aşçıoğlu-Ofton-Meydanoğlu-Omak girişimi arsayı 415 milyon 750 bin TL'ye satın alıyordu. Planlar en başından beri o arsaya bir iş ve alışveriş merkezi yapmak yönündeydi. Ancak ASY arsası da ele geçirilebilirse buraya yapılacak projenin içerisine rezidanslar eklenecek, işin hem çapı hem de değeri artacak, metrekare başına fiyatlar daha da yükselecekti. Kısacası İstanbul'un en değerli projesi haline dönüşecekti.

Bunların üstüne bir de Seyrantepe'deki üst kullanım hakkının yurt dışındaki finansör firmalar tarafından tanınmamasından dolayı stat için finansman sıkıntısı tekrar boy gösterdi. TOKİ ise bu noktada resme dahil oldu ve Galatasaray'ın kapısını göze hoş gelen bir teklifle çaldı. TOKİ, Seyrantepe arazisinin 49 yıllık üst kullanım hakkını Galatasaray'a verecek, o araziye yeni bir stadyum inşa edecek ve yeni stadın kullanımı için Galatasaray'dan kira almayacaktı. Yani kulübün kasasından "bir Allah kuruşu" çıkmayacak, üstüne o sıralar ödenmekte sıkıntı çekilen yıllık 1,5 milyon dolara yakın stat kirasından kurtulunacak ve bir de üstüne yeni stada kavuşulacaktı. Tabii altmetinde GS'ın milyar dolarlık ASY arazisinden vazgeçmesi gerektiğini söylememe gerek yok sanırım. Kısacası el altından "burayı biz yiyeceğiz, siz en iyisi Seyrantepe'ye okey verin, ne şiş yansın ne kebap" dendi. Galatasaray da "kontratı biten oyuncusunu satıp para kazanmaya çalışan kulüp" misali projeyi kabul etmek durumunda kaldı. Zaten o sıralar tepki almaya başlayan Özhan Canaydın yönetimi 2006 yılında İBB, TOKİ ve GSGM ile anlaşmaya imza atıyor ve ihale süreci başlıyordu. Bu yazının konusu olmayan başka bir durum da Tekel Likör Fabrikası'nın modern mimarinin ilk eserlerinden biri olarak mimari tarihimizde önemli bir yere sahip olması. Art-Deco akımının ünlü mimarlarından Robert Mallet Stevens(1886-1945) tarafından dizayn edilen binanın akıbeti henüz belli değil. 24 dönümlük arsa içerisinde sadece 4,5 dönüm yer tutan fabrikanın korunması için herhangi bir sözleşme bildiğim kadarıyla yapılmadı. Yani iş biraz arsa sahiplerinin insafına kalmış durumda.


İlk ihale gelir paylaşımı esasına dayanarak yapıldı. Yani ihaleyi alan grup kendi cebinden Seyrantepe'de bir stat yapacak, daha sonra GS o stada geçtikten sonra ASY arazisinin üzerine bir iş merkezi yapacak, bu iş merkezi üzerinden elde edeceği paranın da belli bir kısmını TOKİ'ye verecekti. Aslında stat ihalesinin hesaplara göre başka bir firmada(muhtemelen Nurol) kalması gerekiyordu ama Eren Talu GS'lı olmanın ve gelecekte yönetimde rol alma hesaplarının verdiği hırsla milyar doları aşan inanılmaz bir satış geliri teklifi yaptı. TOKİ bu ilk ihaleyi iptal etti ama Eren Talu-Alke ortaklığı ikinci ihalede de beklenenin çok üstünde(777 milyon 777 bin 777 lira satış geliri üzerinden 235 milyon TL idare payı) teklif verince mecburen onunla masaya oturmak durumunda kaldılar. TOKİ'nin pazarlık şartlarını sonuna kadar zorlamasına rağmen Eren Talu ve ortakları geri adım atmadı ve %7'lik kar payı şartını da kabul edip işi aldılar. 13 Aralık 2007 tarihinde 10 yılı aşkın bir uğraşın sonunda Seyrantepe Stadı'nın temel atma töreni gerçekleştirildi. Bu törende Mimar Sinan'dan beri gelen gelenekle tarih tüpünü stadın temeline gözyaşları içinde bırakan Eren Talu, o an hayatının belki de son mutlu anını yaşıyordu. O dakikadan sonra Eren Talu önce itibarını, işini, servetini ve şöhretini, daha sonra da ailesini kaybedecekti.

2008-2011

Galatasaray'da Adnan Polat başkanlık koltuğuna geçerken Eren Talu için de işler kötü gitmeye başlıyordu. Önce TOKİ'nin kendisine çıkardığı sorunlar(iş programlarının verilmemesi, zemin iyileştirme yöntemleri üzerine anlaşmazlıklar...vs) zaman ve para kaybettirirken, daha sonra malum ekonomik kriz ve finansman sıkıntısıyla hepimizin okuduğu haberler çıkmaya başladı. Yaşanan finansman krizine ilk çözüm olarak Manchester City'nin de sahibi olan Abu Dhabi Group'u 50 milyon TL nakit karşılığı işe ortak olarak aldılar. Fakat ekonomik krizin etkileri Arap dünyasında da görülüyordu ve Abu Dhabi Group söz verdiği finansmanı sağlamadı. Bu süreçte Eren Talu ve Erdoğan Bayraktar'ın arasının açıldığı yazıldı, iki taraftan da medyada birbirini suçlayan demeçler geldi. Diğer taraftan yeni stadın gecikmesiyle Galatasaray da söz verdiği tarihte Ali Sami Yen'i terketmedi. Eren Talu'nun Adnan Polat'a yaptığı 1 yıl Olimpiyat'a geçelim, o sırada ASY'yi yıkıp yerine iş merkezinin inşaatına başlayalım. Oranın satışından alacağımız parayla da stadı hemen bitirelim önerisinin Adnan Polat tarafından yönetime bile sorulmadan reddedilmesi "Galatasaraylılık yardımlaşmasına" güzel bir örnekti(!). Yine de Eren Talu yaşanan ciddi krizlere rağmen işi kendisinin bitirebileceği noktaya getirmenin yolunu buldu. TOKİ'nin kefaletiyle Halkbank'tan 100 milyon dolar kredi çıkardı ancak kredinin çıkacağı gün Erdoğan Bayraktar bankayı arayıp TOKİ kefaletini çekti. Böylece Eren Talu için de yolun sonu geldi, ortaklarıyla birlikte yaptıkları 80 milyon doları aşan yatırım ve yine milyonları bulan taahhütlerine karşılık "bir Allah kuruşu" almadan işten el çektirildi.


Sonunda Eren Talu'yu aradan çıkaran TOKİ yeni bir ihale açtı. Bu ihalede de ortaya Siyah Kalem isminde, şimdiye kadar bu çapta bir işe girmemiş bir firma teklif verdi. TOKİ bu ihaleyi de iptal etti ve arsa paylaşımından vazgeçti. Erdoğan Bayraktar "stadı biz yapacağız, paramız var" buyurdu. Sonuçta TT Arena'nın ihalesini kendi taşeronlarından Varyap-Uzunlar ortaklığına klasik hakediş usülü verdiler. ASY'nin arsası ise ilk başta planlandığı gibi gelir paylaşımı modeliyle piyasa fiyatının neredeyse yarısına, 416 bin 500 liraya Nurol-Aşçıoğlu ortaklığına satıldı. Buradaki en kör göze bile çarpabilecek ranta değinelim. Likör fabrikası 2008 yılında, durgun bir ekonomide 415 milyon 750 bin TL'ye satılıyor, üstelik bu arsa düz bir arazi değil. Buraya milyonlar yatıran şirketler ne hikmetse 2 yıl boyunca bir çivi bile çakmıyorlar, acaba bildikleri bir şey mi var?! Ali Sami Yen'in bulunduğu arazi ise hem imar açısından düz, hem de fabrika arazisinin aşağı yukarı 1.5 katı büyüklüğünde. Düz mantıkla sadece büyüklüğüne bakılsa bile en az 650 milyon TL etmesi gereken, ekonomik konjonktür ve imar durumu gibi etkenler göz önüne alınırsa değeri bunun da üzerine çıkan bir arazi 416.5 milyona elden çıkarılıyor. Üstelik ihaleden sonra satışı yapan Erdoğan Bayraktar "1 milyar edecek arazimizi yarı fiyatına sattık, içimiz kan ağlıyor" ekseninde açıklamalar yapabiliyor. Alıcı Aşçıoğlu ise başka telden çalmakta, "Erdoğan Bayraktar kurnaz bir bürokrat, Likör Fabrikası'nı bizim aldığımızı bildiğinden 200 milyonluk araziyi 400 milyonla ihaleye açtı" diyor. Ekonomistler ve emlak uzmanları ise şaşkın. Herkes neden iki arazinin birleştirilip satılmadığını sorguluyor. Bu iki arazinin satışından 500 milyon dolar civarı bir para alan TOKİ'nin, iki araziyi birlikte satsa rahatlıkla 1 milyar dolar teklif alacağını söylüyorlar.

Peki TOKİ bu araziyi ikiye bölüp aynı firmalara daha ucuza satarak neyi amaçlıyor? Kimler bu işten "Allah kuruş"larını cebine indiriyor? Bütün bu ranta rağmen gelip TT Arena'nın açılışında sanki ceplerinden stat yapmış gibi atıp tutan Erdoğan Bayraktar'a neden kimse bu soruları sormuyor? TT Arena'nın toplam bedelini 310 milyon TL olarak ifade eden Erdoğan Bayraktar'a, Eren Talu ve ortaklarının yatırdığı 120 milyon ve ASY'nin satışından alacağı 416,5 milyonu toplayınca 536,5 milyon TL gibi bir girdi elde edileceğini, bu işten TOKİ'nin karının yapılan çakallığa rağmen 200 milyon TL'yi geçeceğini, eğer istenilseydi bu rakamın çok daha arttırılabileceğini medya önünde yüzüne vuracak, "bu işte TOKİ'nin de bir Allah kuruşu yoktur, hatta sayemizde para kazanmışlardır" diyecek bir yönetici yok mu? Bir tiyatro da altyapı kısmında yaşanıyor. Başbakan çıkıp diyor ki 310 milyon sadece stadın parası, oraya yapılan toplam yatırım 600 milyon TL. Sanki metro ve yollar sadece stadyuma özel yapılmış gibi göstererek "ben yaptım, değerimi bilin" demeye getiriyor. Peki aynı bölgeye yapılan ve İstanbul'un en büyük sağlık merkezi olacak yeni Şişli Etfal Hastanesi'ne nasıl gidilecekti diye soran kimse yok. Galatasaray'ın bütün değerlerini yıkıp geçen bu adamlara karşılık camianın başkanı Adnan Polat'ın çıkıp bunları ortaya dökememesi, camiayı ayaklar altına alanlara hadlerini bildirememesi de onun aczini gösteriyor. AKP kurmayları ise her seçimden önce olduğu gibi şimdi de kendilerini mağdurmuş gösterip halkın gözünde ezilen, hakkı yenen iktidarı oynuyorlar. Dikkatler bu tiyatroya çekilmişken de birileri Mecidiyeköy'de gemiciklere gemicik katacak projeler inşa ediyor.

Kensai - Batug.org